Mustafa Can

 

-----------------------------------------------------------------------------------

Sistemler Mekaniği ve Toplum Değişim Hareketi Üzerine

İnsanlığın bilinen genel tarihi incelendiğinde temel tavır gelişme üzerine kuruludur.

Öncelikli bilime ve sanata bağıl unsurlardan kaynaklanan teknolojik gelişimlerin zamanı kullanım biçimimizi değiştirmesi üzerine kurulu bir gelişmedir bu:

Yani emek başlıklı iş görme biçimlerinin kısalıp, yaratıcı üretim aşamasının genişlediği bir değişimdir yaşadığımız.

Kendini yine kendisi için daha iyi bir sonuca götüren bu hareketlilik biçimi kurulu sistemlerin varolma ve varlıklarını devam ettirme mantıklarıyla ters orantılıdır. (Bu aşamada şu kabulden yola çıkılmaktadır; sanatsal ve bilimsel gelişmelere bağıl olarak gelişen yaşama tavrı ve isteği, organize edilirken, zorunluluğa dönüşen örgütlenme biçimleri inşa edilmiştir. Bu değişik örgütlenme biçimlerinin eşliğinde ‘sistem’ diye adlandırabileceğimiz birbirinden farklı ama bir bütüne -başka bir yaşamsal organizmaya- hizmet eden organize gruplar vardır. Bu gruplar zamanın eşliğiyle birbirlerini, değişerek ve gelişerek takip eden bir yol oluştururlar). Gelişme diye kabul ettiğimiz değişim, kendinin devamlılığı için devinimi zorunlu kılarken, aynı anda örgütlenmesinden kaynaklı oluşturduğu sistem dünya üzerindeki tüm organizmalar gibi kendini koruma, sabitlenme ve durma icgüdüsü gösterir.

Bu içgüdü -sistemin kalıcılığını arttırmak için- yönetim biçimlerini savunması biçimindedir. Hem de bu savunma en başta kendi oluşurken de baş rolü oynayan kendi içindeki devrimci yapıya karşıdır. Bu savunmayı zırhını kalınlaştırarak niceliğini arttırarak yapmaya çalışır. Sistemin kendisini koruyan silahlı zabıtalar; sistemi değiştirmeye ve yenilemeye çalışan tüm devrimci dinamikleri denetimle ve kabullerden oluşan hukuksal seçeneklerle egale ederler.

Fakat bu silahlı sabit ve bilinen zabıtalar toplumsal değişimleri engellemek için hiçbir zaman tam yeterlilik gösterememiştir. Bu zabıtaların yanında sistemi sabit kılmak için ödüllendirilerek öğretilmiş ahlak, sosyal denetim, din gibi başka sabitleyicilerde kullanılmaktadır. (Sistemin doğru devamlılığını sağlamak için son sabitleyicilerden bir tanesi de Psikolojidir).

Burada sistemin tanımı da yapmak gerekir; oluşan örgütlenme içinde kendini koruma güdüsüyle rahat eden, sosyal ve fizyolojik ihtiyaçlarını giderebilen birimlerin oluşturduğu toplumsal hareket etme biçiminin adıdır. İyi yada kötü bir kavram olmanın dışında tutularak organize işleyiş biçimlerinin tümü için kullanılmıştır.

Sistemlerin ve oluşturduğu devrimci yapıların hareket etme biçimleri şöyledir:

Süreklilik arz eden zamanın içindeki bir anı -fizyolojik ihtiyaçlarını istediği biçimde giderebildiği için- durdurmak isteyen bir grup ve gerek ihtiyaçlarını gideremediği için gerekse zamanın ve değişimin devam ettiğini fark ettiği için hiçbir anın sabitlenemeyeceğini düşünen grup. Bir arada olmaya zorunlu olan ama gitmek isteyenlerle duranların çatıştığı hal.

Değişim için gerekli alt tabandaki sosyal, teknolojik, sanatsal ve düşünsel gelişmeler yaşanmış. Bu yaşanmışlıkların üstüne sistemin içinde rahat hareket edemeyen ihtiyaçlarını rahat gideremeyen düşünce ve davranışlarında değişiklik isteyen birimler oluşmuş. Bu birimlerin davranış ve düşüncelerinin işleyiş yapılarından kaynaklanan farklılaşma onların toplum içerisinde temel ihtiyaçlarını (yeme-içme barınma-cinsellik) karşılayamaz duruma getirmiştir. Bu durum iki sonuç doğurur. Ya farklı hale gelen birimin toplumsal değişim için çaba sarf etmesi ve yenilikleri kabul ettirmeye çalışması ki bu sonuçta bu birimlerin sonuca ulaşana kadar ciddi aşamalarda sorun çekecekleri bilinen bir gerçektir. Ya da bu gelişmişlikleri bir yana bırakıp tekrar sisteme uyumlu birimler olmaya devam etmesi. Fakat biz biliyoruz ki bilgiyi bildiğimiz anda değişim gerçekleşiyor.

Artık ne kadar çabalasak da boyalı kuşuz.

Seçeneklerden ilkini değerlendirecek olursak;

Sistem (burada toplum kelimesi de kullanılabilir çünkü nedense yaşanan tüm örneklerde sabitlenmek isteyenler hep büyük çoğunluğu oluşturur) alışılagelmiş davranışların dışına çıkan bu birimleri sosyal işleyişle cezalandırarak egale etmeye çalışır. Bu ceza biçimi kişinin sosyal statülerine etkin anlamda ket vurur. Engellenen statüler temel ihtiyaçların giderilmesinde zorluklar oluşturur. Bu ilk engelleme toplumun tümünde bazı değişikliklere neden olur. Tüm gelişmeler hakkında bilgi sahibi olan ve eski sistemin kendisine zarar verdiğini fark eden birim bu statülersiz de yaşayabileceğini düşünürken (ki bu hatadır), eski sistemin kendisine zarar vermediğini fark eden (böylece sistemin kendisi olan) birimler bu statülere sahip çıkarak statülerin işlevselliklerini arttırmaya çalışırlar. Böylece toplumda fark edilmeden kullanılan bazı statü biçimleri çok ciddi ve işlevsel hale dönüşür. Mesela kıyafet tipleri, bıyık biçimleri, el kol hareketlerinin şekli gibi. Denge bir kez bozulmuştur artık toplum tarafından bir şey çok fazla tercih edilmeye başlandığında sıradanlaşır ve sıradan olmak istemiyorum diyen bir denge grubu oluşmaya başlar. Bu grup değişimin farkında olan bir niteliğe sahip olmadıkları halde gerekli olan dengelenme kitlesini (kütlesini) oluştururlar. Artık devrimci yapı dışarıdan gelen etkileri süspanse edecek bir kılıfa sahiptir. (Ve tarihsel süreç gösteriyor ki birçok hareketin başarısızlığının nedeni bu sulandırma eyleminde gerçekten sulanıp kaybolmalarından kaynaklıdır). Bu kılıf aslında en şiddetli olan sosyal baskılamayı hafifletirken silahlı ve fiziksel baskılamanın artmasına neden olur. Artan bu şiddet eylemlerinden de en çok bu grup etkilenir. Bu etki toplumun tümünde duygusal hezeyanlar oluşturduğundan (herkes içten içe bilir ki zarar gören bu çocuklar sadece, “sıradan” olmak istemiyordu) “artık değişim gerekli” duygusu hakim olmaya başlar. Çünkü sistem artık çoğunluğu korumuyordur. Bu aşamadan sonrası kanlı kansız, sulu susuz, yavaş hızlı vbz. şekillerde gerçekleşebilir. Bir süre önce devrimci olan yapı, yeni sistemi kurar ve ilk taşı koyduğu anda taşın üstüne, kendini yok edecek devrimci yapıyı büyütmeye başlar.