|
--------------------------------------------------------------------------------------------------
Anlamaya Başlamak
Anlamak:
Bir şeyin ne demek olduğunu, neye işaret ettiğini kavramak.
Yeni bilgileri eskileriyle bir araya getirerek sonuç niteliğinde başka bir bilgi edinmek.
Sorup öğrenmek.
Doğru ve yerinde bulmak.
Birinin duygularını, istek ve düşüncelerini sezebilmek.
Bir şey hakkında bilgisi bulunmak.
TDK böyle diyor anlamak kelimesinin anlamı için.
Bu yazı için tekrar telaffuz etmemiz gerekirse eğer (TDK’dan daha iyisini yapacak değiliz tabi ki ama bu yazıda kullanacağımız anlamak kelimesinin detayları belirtmek için…) anlamak:
Kendimizi, -karşılaştığımız kişi, olay ve kavramlara karşı- en iyi konuma getirebilmek için edindiğimiz bilgileri aktif kullanabileceğimiz biçime dönüştürme hali.
Anlamak ile bilmek yakın akraba gibi duruyorlar ilk duyduğumuzda ama anlamanın “bilmek”ten daha başka bir hali var.
Sanki “bilmek”, komşunun 25 yaşında evlenen, uzaktan hep mutlu görünen, bankacı oğlu gibi fakat anlamak öyle mi? Anlamak, mahallede yapılan çamur savaşının kurucusu. Yakan topta hiç ebelenmeyen ama üniversite kazanamayacağını en baştan bilen çocuğu, hep olan ve hiç olamayacakmış gibi olan.
Anlamak, dünyada anlaşılabilir olan her şeyle incecik bir bağla bağlı olmak gibi. Halbuki bilmek sepete yerleştirilen elmalar, yan yana konulan noktalar, ülkeleri ayıran -takip edilebilen- sınırlar…
Anlamak hiçbir zaman tek başına başlayıp bitebilen bişey değil (aslında yazının ana sorusu da bu). Yani bişeyi tek başına anlamak mümkün değil. Bütün anlamalar, anlaşılabilen herşeye doğru akıp giden milyarlarca alternatifli kanaldaki yanıp sönen floresan lambalar. Anladığımız ‘herşey’den anlayabileceğimiz ‘herşey’e bir başka açıdan bakmak yalnızca. Yani bir kez anladığımızda, ilk kez anladığımızda, anladığımız şeyle beraber dünyada olduğumuzu, zamanımızı ve varlığımızı da anlıyoruz. Yani elmanın bize niye verildiğini, elmanın niye Havva’ya verildiğini, hatta niye elma verildiğini anladığımızda, cehennemi ve cenneti de anlıyoruz.
Bu yüzden “anlamak” her zaman ama her zaman “anlamaya başlamak” oluyor. Anlaşılabilecek öteki her şeyi de anlamaya başlamak.
|