Hanife Küçükler
--------------------------------------------------------------------------------------------------
Başlamak Ne Zaman Başlar?
Yaşamımız boyunca bir sürü şeye başlarız. Yeni bir işe, yeni bir okula, yeni dostluklara, yeni bir evde yaşamaya, yeni hobilere, yeni fobilere, yeni bir güne, yeni bir geceye, yeni fark edişlere, yeni projelere, yeni yazılara… Bütün bu ‘başlamaları’ bir çırpıda böylece sıralamak hatta listeyi sayfalarca uzatmak çok kolay.
Şimdi bazılarını ele alıp yukarıdaki soruyu yeniden soralım.
Örneğin yeni bir yazıya ne zaman başlanır? Fikrin ışığının kafada parladığı o anda mı yoksa klavyenin tuşuna ilk dokunduğun anda mı? Belki de, önceki yazında verdiğin cevabın hemen ardında. Hatta tam da o anda!
Bir işe ne zaman başlanır? Sarı sayfalarda ilanı gördüğün o anda mı yoksa patrondan ‘evet’i ilk duyduğun anda mı? Belki de daha okuldan mezun olduğun o günün hemen ardında hatta tam da o anda!
Bazılarınız “işe ne zaman başladığımı sorguladığım tek an ilk maaşımı hesapladığım zamandı. Başlamanın ne zaman başladığının ne önemi var ki!” diye düşünebilir haklı olarak. Gündelik yaşamda böyle bir sorunun pek de yeri yok aslında. Bi şekilde yaşayıp gidiyoruz zaten.
Yaşam, akan koca bir nehir gibiyse ve siz hep o nehrin bütününü görmeye kararlıysanız, içerideki sonsuz başlama anları umurunuzda olmaz pek de. Nehrin bütünü görebilmek kesinlikle büyük bir yetenek tabii. Hele uzaktan seyretmek… Her şeye tanık olmak, hem de hiç ıslanmadan… Başınız pek çok dertten kurtulur.
Ama bence insan olmak o dertlere gönüllü olarak atlamaya neden oluyor. İster buna kaza deyin ve baş dönmesi, ayak takılması gibi eylemleri bahane edin, ister romantizm deyin ve masmavi nehrin üzerindeki ışıltıların gizemine atlayın… Bulur böyle dertler de bi gün sizi. Mutlaka, başlamanın ne zaman başladığını siz de sorarsınız kendinize.
Örneğin grip olduğumda, kendimi sormaktan bi türlü alıkoyamam: “Hastalığımı asıl tetikleyen ne oldu? Neyi yapmasaydım hasta olmaktan kurtulurdum? Hastalanmaya ne zaman başladım? Mikrobu aldığımda mı? Gece az uyuduğumda mı? Olanlara fazlaca takılıp canımı sıktığımda mı? Saçlarımı azıcık kurutup dışarı çıktığımda mı?...”
‘Aşk ne zaman başlar’ diye de sormuşumdur kendime. İlk karşılaşma anında mı yoksa kapadığın halde gözlerinde diğerinin gözlerini görülebildiğinde mi?
Peki, ya ölüm? Ölümün ne zaman başladığını da bilmek istemez miydiniz?
Bilimsel çalışmalara şimdilik girmeyelim ama mesleğim gereği de çok sormuşumdur öğrenmenin ne zaman başladığını.
Başlama anını fark etmek önemli gelir bazen. Sanki bilmek, yönetme yeteneğini de beraberinde getiriyor gibi. Başlama anını bildiğiniz bir olguya daha bir dikkat kesiliyorsunuz. Bildiğiniz andan itibaren, başlamak sizin için evcilik oyununa dönüşüyor. Size muayeneye gelmiş bir hasta gibi artık başladığını bildiğiniz şey.
-Kollarını kaldır. Nefes al bakiiim. Hımmm.
Bütün bu sorulardan sonra sizi öylece cevapsız bırakacağımı düşünmediniz umarım. Bir cevabım var elbette. Başlamak, başlama eylemini yapanın yada etkilenenin, eylemi ‘başlamak’ olarak anlamlandırdığı anda başlar. Benzer cevapları kuantum fiziğinde veya tasavvuf felsefesinde de bulabilirsiniz tabii. Ama gelin görün ki şu anda bu yazıyı okuyorsunuz. Bu yüzden yeni bir anlam yaratmak şimdilik benim görevim.
Belki de en baştan başlamıştı her şey. Hatta siz daha var olmadan çok çok önce. Büyük patlamayla yada ondan da önce. Beki de evren gerçekten salt taneciklerden oluşuyordur ve tek eylem, o taneciklerin hep bir yerlere hareket etmesidir. Gerisi sadece sizin yüklediğiniz bir anlamdır. Zannınızdır, yanılsamanızdır.
Şimdi şu tanecik hayalini kurgulayalım. Uzun bir ipe boşluksuz dizilmiş küçük boncukları düşünün. Ne zaman başladığını merak ettiğiniz şey ip, boncuklar da başlama anlarına ait ihtimaller olsun. Şimdi o ipin çok uzaktaki diğer ucunu sağlam bir yere bağlayın, ipi gergin tutun ve elinizdeki ucun biraz ötesine bir kez sertçe vurun. Bir dalga yarattınız. Hızla ilerliyor. Boncuklar aynı yerde bir kez inip çıktı ama dalga ilerlemeye devam ediyor. Boncuklar yukarı-aşağı giderken dalga ileri doğru gidiyor, başka bir boncuğu titreştirmek için. Yarattığınız o titreşimin ne olduğunuz mu soracaksınız. İşte her şeyi başlatan anlam o.
Anlamı pekiştirmek için bir örnek olarak aşkın ne zaman başladığına yeniden dönelim. Aşkı ip yapın ve uzak bir noktaya diğer ucunu takın. Diğer ucunu elinizde sıkıca tutun. İp gergin olsun. Şimdi elinizin biraz ötesine sertçe vurun. İşte şimdi ilk anlam oluştu. Aşk ne zaman başladı sorusuna verebileceğiniz bütün yanıtlar harekete geçti. Aşk başladı: Doğum-ilk karşılaşma-dostluğun derinliği-her an onu düşünme-kalpteki çarpıntı-gözlerdeki parlama-kendini gülümserken yakalama- … -
İhtimaller inip çıkarken. Anlam akmaya devam eder.
Tıpkı diğerleri gibi aşkı da siz yaratırsınız. Anlamı ilk yüklediğiniz anda başlar ve akıp gider. Taneciklerin hareketine göre, bir gün “ilk karşılaşma” ya yüklediğiniz anlam yükselirken bir başka gün yerini “kalpteki çarpıntının önemi” alır. Aşk değişmez sadece anlam hareket eder. Yüklediğiniz anlamın şiddetince bazen bir ömür, bazen de birkaç dakika sürer (ki zaman da aslında sizin anlamınızdır). Ve bir gün söner. Herhangi bir dalga gibi.
|