MAYIS

2    0    0    8

 

 

 

...
Alışamadım ! Anamı Da Alıp Gitsem Mi? - Bülent Sönmez
 

Kemal Öncel: Anamızı ağlattınız be. Aşk olsun size aşk olsun. Öldük, bittik Sayın Başbakanım. Hangi yüzle geldin buraya?

Başbakan: Böyle bağrılmaz ki, terbiyesizlik yapma.

Kemal Öncel: Terbiyesizlik yapmıyorum. Lütfen bana hakaret etmeyin.

Başbakan: Artistlik yapma.

Kemal Öncel: Artistlik yapmıyorum, ben sanatçı değilim.

Başbakan: İyi bir sanatçısın.

Kemal Öncel: Tarım Bakanımızın anayasayı ihlal ettiğini biliyor musunuz?

Başbakan: Lan terbiyesizlik yapma.

Kemal Öncel: Lan mı?

Başbakan: Evet.

Kemal Öncel: Lan mı? Canın sağ olsun.

Başbakan: Şu anda çiftçiye ne verildiğinin farkında mısın?

Kemal Öncel: Ne zaman?

Başbakan: Şimdi.

Kemal Öncel: Benim mahsulüm öldükten sonra mı? 2 senedir anamız ağlıyor.

Başbakan: Hadi ananı al git buradan.

Yukarıdaki biçimsiz diyalog, aslında gerçek bir devlet adamının oturması gereken koltukta oturmakta olan bir Başbakan ve Türkiye Cumhuriyeti kurulurken Mustafa Kemal Atatürk’ ün milletin efendisi olarak belirlediği bir çiftçi arasında geçti…  Eflatun ‘Devlet Adamı için asalet her şeyden önce gelir’ diyor. Hakaret ve hatta küfretmenin bile daha asil yolları var. karşınızdaki gerçekten Başbakanın tabiri ile “Artist” İse ve bu yaptıklarını artistlik olsun diye yapıyor olsa dahi, eşeğe her zaman direk eşek denilmez. Bazen yalnızca uzun kulaklarını hatırlatmak anlaşılır olabilir.

İnsan kendini yönetenleri kendinden yüce görmeye alıştırılıyor bir biçimde. Kendini idare edilmek üzere teslim etmek aslında kolay değil. Ben öyle bir devlette yaşamak isterdim ki Başbakan kendini yüce görmemeyi bilsin… Alçak gönüllü olabilsin.

Öyle bir devlette yaşamak isterdim ki Başbakan kendisine, hükümetine, partisine ya da herhangi bir icraatına yöneltilen eleştiriye aynı biçimde cevap vermesin… Hoşgörülü olmayı bilsin

Öyle bir devlette yaşamak isterdim ki; Türkiye Cumhuriyeti’nin ikinci koltuğunda oturan Başbakan olurda bir gün bir yurtdaşına daha fazla kızarsa; ceketini, kol saatini çıkarıp yanındaki korumalarına verip, yurttaşını oracıkta dövebileceğini hissettirmesin… Konuşmayı bildiği kadar susmayı da bilsin…

Öyle bir devlette yaşamak isterdim ki; Başbakan da en az bir vatandaş kadar hukuka güvensin… Hakkını hukuk yoluyla aramayı bilsin…

Hukuka güvensin ki vatandaş kabahatli ise Başbakan da çaresini hukukta bulsun… Yurttaşlarına örnek olmayı bilsin.

Öyle bir devlette yaşamak isterdim ki Başbakanımızın çok kızdığını yalnızca anlayabileyim. O belli etmesin… Ama o kızsa bile affetsin, affetmeyi bilebilsin.

Öyle bir devlette yaşamak isterdim ki; Başbakan bir yurttaşın densizce sözlerine gösterebildiği hırçın tepkiyi, kendi partisinden hatta kendi kabinesinden olsa dahi herhangi bir yurttaşın kaçak konut sahibi olması gibi densizce bir tavrında da gösterebilsin… Yurttaşlarını ayırmamayı bilebilsin.

Öyle bir devlette yaşamak isterdim ki; Devlet Baba’nın işbaşına halka hizmet sloganıyla gelenler, gideceklerini hiç unutmasınlar…

‘Sen elmayı seviyorsun diye elmanın da seni sevmesi şart mı?’ Yani Başbakan, tüm yurttaşları olduğu gibi Kemal Öncel’i de bu kadar sevmesine karşın yurttaş Kemal Öncel onu sevmiyor diye bu kadar alınmak zorunda mıydı?  Azarlamak, aşağılamak, küçümsemek altında yatanlara bakılınca insanı korkutuyor.

Azarlanmak ve aşağılanmak yurttaş Kemal Öncel’e hiç yakışmadı. Ben aslında böyle bir ülkede yaşamak istemezdim. En iyisi, birileri onu da aşağılama malzemesi yapmadan ‘alıp gitmek Anamı buralardan’…

 

 

 

 

 

 

 

 Copyright © 2005  ZORBAFİKİR

hakları saklı değildir