MAYIS

2    0    0    8

 

 

 

...
Cici Bilgisayar ve Birey Olmanın Zorlukları - Mustafa Can
 

Farz edelim ki kendimize bir araba satın alıyoruz. Karşımızda 30 lu yaşlarda haftalık saç traşı olan, birçok teknik özelliği ezbere bilen bir satıcı var ve biz ona elimizdeki en azından üç arkadaşa danışarak oluşturduğumuz küçük not kağıdını okumaya çalışıyoruz. Okumaya çalışıyoruz dedim çünkü elimizdeki liste birçok kez revizyon geçirmiş. 

BMW kasa (şasi yani)

Cheroke farlar 

Mersedes şanzuman 

Yine Mersedes’ten aks 

Suzuki koltuk 

Ford motor 

Ford fiesta direksiyon simidi 

Toyota yan camlar 

Ön ve arka camlar mutlaka Mitsubishi 

Gösterge panelleri Opel ama Corsa 1.2 Swing olacak 

Biçiminde uzayıp giden bir liste… 

Bu arada satıcıda bize açıklamalarda bulunuyor. 

— Ford direksiyon simitleri ile Mitsubishi ön camlar birbirleriyle uyumlu çalışmazlar beyefendi. Ford’un direksiyonunun oturma yeri ile Mitsubishi camların birleşme yerleri çakışıyor. Direksiyonu Daihatsu verelim 8$ daha ucuz. 

— Ama Ford Mondeo’nun direksiyonunun uyumlu olduğunu söylediler. 

— Evet, bir tek o modeli uyumlu ama oda stoklarımızda kalmadı. 

— O zaman bir saniye arkadaşa bir danışayım… 

Yukarıdaki diyaloglar abartılı ve hayal ürünü geldiyse hemen söyleyeyim, arabalarımızı değilse bile bilgisayarlarımızı %80 imiz böyle satın aldık (yada satın aldığımız şirket bizden önce bu işlemi yaptı). 

Televizyon alırken kasası şu marka olsun, düğmeleri bu marka olsun diye konuşmak bile tuhaf gelirken bilgisayar alırken bu çok olağan, zorunlu ve hayattan tiksindiren sonuçlara kadar gidebiliyor. Ve istesek de istemesek de işimizi gerçekten gören bir bilgisayara ancak üçüncüsünde kavuşabiliyoruz. Eh bu aşamada zaten telefonda danışılan kişilerden biri de biz oluyoruz. 

Bu yaşadığımız trajedinin birinci parçası. Bir de programlar denilen ve bilgisayarın çalışabilmesi için olmazsa olmaz koşulu olan bir bölümü daha var ki akıllara zarar. Onları kullanabiliyor olmanız sizin bilgisayar konusunda bir şey bildiğiniz anlamına gelmiyor. Bu programları bilgisayarlarınıza kurmanız da gerekli ki bu da ayrı arkadaşlık tiplerini zorunluluk haline getiriyor. Mesela yan komşunun 16 yaşındaki oğlunu ya da diyaloglarından hiçte hazzetmediğiniz bir iş arkadaşınızı… 

Yani paranız var, ihtiyacınız var ve bunu karşılamak için bulunduğunu söyleyen bir pazar da var ama siz satın alırken de çalışır duruma getirirken de arkadaşlarınıza ve komşunun çocuğuna mecbursunuz. Ya da bilgisayar konusunu satan, programlayan ve kullanan kadar bilmek zorundasınız. (Aslında biliyoruz ki buda işimizi çözmüyor virüsü var, çakışması var, program hatası var, var oğlu var!)  Birde bu bilgileri İngilizce ve Türkiye de bu sektörde çalışan insanların anladığı ve yorumladığı İngilizce gibi iki ayrı dilde bilmeniz gerekiyor. (abi bedsektör dedi, senin haddiks gitmiş bundan sana daha hayır gelmez gibi…) 

Tüm şirketler sattıkları ürününün kasasının içerisinde ne olduğunu olabildiğince saklamaya çalışırken, bu sisteme son kullanıcının karışmaması için servis ağları vb çözümler üretirken ya da markalaşarak birbirleriyle uyumlu kontrolleri ve çalışma prensipleri ile son kullanıcının başını en az ağrıtacak sonuçlar için çaba sarf ederken bilgisayar sektörü niçin bu kadar aciz kalmıştır? 

Dünyadaki keşiflerin büyük bir çoğunluğu, temellerinde sermaye sahibi grupların sermayelerini büyütmek korumak ve geliştirmek için yaptıkları yatırımları barındırırlar. Bu yüzden keşfin yapılışından ve sonuçlarından ilk haberdar olan grup yine sermaye sahipleri olur. Böylece o keşfi, karlılığı en yüksek biçimde pazara sunar ve sonuçlarından en yüksek oranda yararlanabilirler. Cep telefonundan, çamaşır makinelerine televizyondan müzik çalarlara kadar keşfi ve sonuçları büyük sermaye grupları tarafından değerlendirilmiş ve kaymağı da bu şirketler tarafından hala yenen çok fazla ürünü yakından bilmekteyiz. Fakat bilgisayar teknolojisinin oluşması ve gelişmesi neredeyse bireylere kadar inebilecek küçük grupların üretimleriyle o kadar etkilenmiştir ki büyük şirketlerin çoğu yetişebildikleri yerden bu sektöre dâhil olmuşlar ve stratejik açıdan yön verebilir olma güçlerini belli bir oranda kaybetmişlerdir. 

Bu aynı zamanda sistemde yaşanan bir başka değişimi de açığa çıkarmıştır. 

Eskiden, keşifleri –zekayı- elinde bulundurabilen sermaye grupları üretim için ihtiyaç duydukları insan gücünü kanun adalet gibi kavramlarla ve asker polis gibi güç mekanizmalarıyla yönlendirebiliyorlardı. Bu da örgütlenme ve örgütlü sosyalliği zorunlu hale getiriyordu. Yeni teknolojinin, bilgiyi hızlı ve kolay dağılır hale getirmesi, dağılan bilginin de yeni ve denetlenemeyen keşiflere neden olması; şirketleri hangi keşfi nasıl değerlendireceğini bilmek gibi zor ve birikim gerektiren bir sonuca götürmüştür. Yani, artık bilgi ve zekâyı satın almanın yeterli olmadığı, bu bilgiyi şirkete ortak etmenin zorunlu olduğu bir dönem başlamıştır. Üretimler için gerekli fiziksel gücün, -teknolojinin gelişmesinden kaynaklı- önemini yitirmesi ve bilginin değer kazanması grupların ve örgütlülüklerin güç kaybetmesine buna karşın bireyin değerinin yükselmesine neden olmuştur. 

Bunun sonucunda şirketleşme ihtiyacı bile duymayan küçük gruplar homeofis diye tanımlayabileceğimiz fiziki koşullardaki üretimleriyle ülkelerin ekonomilerinde çok önemli yer tutabilecek büyüklüklere gelmişlerdir. Terörizm bile şekil değiştirmiş. Artık kendi iç yasaları olan ve kalabalık gruplarla birbirlerine bağlı terörist gruplar anlamlarını yitirmiş. Kabaca sınırları belirlenmiş hayat görüşleri çerçevesinde birleşen bir araya gelmeye bile ihtiyaç duymayan bireysel terörizm diye bir biçim oluşmuştur. 

Şimdi baştaki bilgisayarcı anılarımıza inat bir hayal kuralım. Bilgisayarcılar aynı firma tarafından üretilip çalışma performansları denetlenmiş, anlayabileceğimiz çeşitlilikte bilgisayarlar üretmişler. Bu bilgisayarların iki tane hard diskleri var. Bir tanesinin üzerine bilgi yazılıp silinebiliyor diğerine ise bizim seçip parasını da ödediğimiz programlar –işletim sistemi ve donanım programları dahil- kalıcı olarak kaydediliyor. Bu bilgiler silinemiyor ve üzerine bir şey kaydedilemiyor. Bu hard diskler bilgisayarı satın aldığımız firma tarafından bilgisayarımıza yerleştiriliyor ve düğmesine bastığımızda çalışır durumda bize teslim ediliyor. Yazılıp silinebilen hard diske istediğimiz kadar bilgimizi kaydederken istesek de bilgisayardaki programları bozamıyoruz. Format yok, donanım çakışması yok, yasa dışı program kullanmanın getirdiği karın ağrıları yok, program CD’lerini kaybettim, çizilmişler yok… Nasıl televizyonunuza renk kalitesini arttırıcı parça takamıyorsanız bilgisayarınıza da yeni ses kartını takmak yok. Ama böylece yeni ses kartını takarken ekran kartını çatlatmışım derdi de yok. 

Akıllı bir son kullanıcı olarak belirlenmiş alternatiflerden birini seçer, komşunun sümüklü oğluna muhtaç olmadan ve sorunsuzca işimizi görerek hayatımıza devam ederiz. 

Ederiz ama sermayenin belirlediği alternatifleri kendi alternatiflerimiz zannederek, seçeneklerimiz başkaları tarafından oluşturularak devam ederiz. Şimdiye kadar olduğu gibi… 

Birey olarak seçeneklerimizin çokluğu oranında güçlü olduğumuzu öğreninceye kadar… 

 

 

 

 

 

 

 

 Copyright © 2005  ZORBAFİKİR

hakları saklı değildir