|
Bülent Göksal
____________________________________________________________
Evrim -
...
Evrimin, doğayı ya da tüm evreni oluşturan parçaların bireysel olarak, kendilerine özgü süreçleri olması pek de olası görünmüyor. Evrimin söz konusu olduğu tüm birimlerin oluşturduğu yapı da bir evrim süreci içerisindeyse, bu durumda evrimle ilgili ne düşündüğümüz tekrar gözden geçirmek gerekebilir.
Evrimin, canlıların biçimsel ve yapısal karakterlerinin gelişmesi yoluyla geçirilen bir dizi değişim olayı olduğu, bunun da yaşamda kalma isteğinden kaynaklandığı söyleniyor. Yine denilene göre, canlılar için yaşamı oluşturan koşullar evrimin yönünü de belirlemekte. Oysa evrim, ister evrensel, isterse evreni oluşturan öğelerin her biri için geçerli bireysel bir olgu olarak düşünülsün, her iki kabulün sonucu da bizi bir parça, yukarıdaki evrim anlayışından uzaklaşmaya zorluyor.
Evrimin, yaşamda kalma mühendisliği; evrimin yönünü belirleyenin de her canlıda gücül olarak var olan bir yeti olduğu doğru. Böyle olunca da evrim, birbirinden bağımsız bir yığın mühendisin ‘en iyi’ olma çabasıyla, yine birbirini gerektiren bir düzende işleyip durması gibi görünmekte. Halbuki bu hangi yönden ele alınırsa alınsın, sanki evrimin nitelikleriyle pek de örtüşmemekte. Bazen öyle görünüyor ki, buradaki gerçek çaba, en iyi değil, en uygun olma yönünde ve yine sanki tür mühendisleri kendi türleri değil de, bir genelleme için proje üretmekte.
Canlılar, kaçınılmaz koşulları olan dünyada varlıklarını sürdürebilmek için evrimleşirler. Denilen bu. Bir canlı türü avsa, hızlı koşması gerekir. Eğer av hızlı koşuyorsa, avcısı daha hızlı koşmak için evrimleşir. Bu canlı türlerinin her biri de varabilecekleri en yüksek hız için proje bekler. Mühendisler de ellerinden gelenin en iyisini yapmaya çalışır. Bu tür bir kabul, evrimde birim olarak dünyayı aldığımızda anlamını yitiriyor. Çünkü yapı kendini oluşturan öğelere göre değil, kendi gereksinimine göre biçimlenmek isteyecektir.
Bu tür bir görüş, yapıyı oluşturan birimlerin bireysel evrim süreçlerini belki de daha netleştirebilir. Neticede yapılar, Dünyanın evrim sürecinin bir parçası olma durumunda. Av, kimseye yakalanmayacak kadar hızlı olma, avcı da her şeyi yakalayacak kadar hızlı olma yolunda evrimleşebilirdi. Oysa, dünya kendi evrimini, bunların arasındaki denge üzerine gerçekleştirir, sanki. Dünyanın, avcının yakalaması ya da avın kaçabilmesiyle ilgili bir derdi yok gibi görünmekte. Onun evrimsel amacı sanki kaçma ve kovalamanın bir biçimde kendi varlığı için bir gelişime neden olması. Yine sanki böylelikle birimler arasındaki en işlevsel ortam, bireysel becerilerden çok merkezi talep üzerine oluşmakta. Yani evrensel evrim, türlerin varlığını ve işlevini, türlerin kendileri için değil, kendi çalışma alanı olan dünya için oluşturmakta. Bir an için bile bunun böyle olduğunu düşünmek, bizi bugün sanılan evrim anlayışının tam tersi bir yere götürmekte: Canlı türleri koşullardan dolayı evrimleşmezler; koşullar, canlıların evrimleşmesi için oluşur. Böyle düşününce de sonuç: Her tür için evrimleşme kendi lokal evrimiyle değil, evrensel bir evrim niyetiyle yürütülmekte.
Evrensel evrim bir denge barındırmasaydı belki de hız, güç, büyüklük, beceri, ya da insan evriminde olduğu gibi dil, hafıza, zekâ, öngörme gibi bir yığın değişim için nedenler oluşmayabilirdi. Eğer insan gelişim hakkını büyüklükten ya da güçten yana kullansa ve buradaki başarısı da örneğin dili kullanma becerisi kadar gelişse, bu belki insan için yeterli, ama evrensel evrim için hiç de hoş olmayan bir duruma yol açabilirdi. Tabi eğer evrensel evrimin insan evrimi üzerinde başka bir planlaması varsa.
Gerçeğe yakınlığı ne olursa olsun, böyle bir görüşün olanak sağlayacağı bazı kavramalar mutlaka olacaktır. Özellikle, insan evrimini dış dünya gerçekliğiyle uyum içinde ve tüm diğer evrimlerinde insanınkiyle uyum içerisinde olduğu, yine insan evriminin özelliklerinin tür değil de, toplum ilintili olduğu, toplumsal evrimin belirginleşen gerçekliği, bu görüşle daha fark edilebilir bir hal alabilir.
Canlılardaki mevcut evrimleşme projeleri üzerine çokça laf edilmiş olmasına karşın, evrimin doğasını, bununla birlikte belki de canlı doğasını bam başka bir yönüyle görebilmemizi olası kılacak bir soru çoğu kez tam anlamıyla sorulmuyor: ‘Sen olsan ne yapardın?’ Yani şu dünyada türünün varlığını sürdürmek için iş sana düşseydi, neyi seçerdin. Ya da bir başka biçimiyle, ‘En akıllıca evrimleşme projesi hangi türe ait?’ Bu iki soruyu doğruya en yakın bir biçimde yanıtlayabilmek için yapılması gereken ilk şey de, sorunun konusunun ‘sen’ değil ‘tür’ olduğunu sürekli göz önünde tutmak; çünkü yanıt bu konuda bir çelişki gösterebilir.
Lafı çok da uzatmamak gerekirse, proje bakımından en başarılı üç tür, koyunlar, tütün ve kadınlar görünmekte. Çünkü hangi bakımdan ele alınırsa alınsın, en iyi korunma becerisi onlara ait. Özellikle de koyunların evrim zekâları sanki evrimleşme projeleri arasında, evrimin, yaşamda var olma mühendisliği olduğu kabul ediliyorsa, mükemmele en yakını. En hızlı, en büyük, en güçlü evrimlerini zaten biliyoruz oysa evrimleşme sürecini ‘en lezzetli’ yönünde projelendirip, sonra da varlıklarının tüm güvencesini, gezegenin hakimi insanoğlunun jandarmalığıyla garanti altına alma fikri, bir bakımdan da son derece ‘ZORBA’ görünmekte. Yoksa, koyun türünün, Dünyanın sert koşullarına mağlup olmuş diğer türler yanında lafı bile olmaz. Keşke, şu anda sayıları birkaç düzine olan bazı kaplan türleri de evrimleşme projeleri hazırlarken, insana yaranma faktörünü göz önünde tutsalardı.
Tütünün evrimleşme serüveni üzerine de ‘övgü’ dolu laflar etmek mümkün. Belki bu listeye, başka hayal güçleri, nedenleriyle birlikte birçok tür daha eklenecektir. Fakat hiç kimse En Başarılı Evrimleşme Listesi’nde her zaman bir numara olan kadın evrimleşmesi üzerine söz söylemeye kalkışmasın. Sonuçları son derece açık olsa da, başarıya neden olan asıl gerekçeyi henüz hiç kimse bilmiyor. Tek şüphe, projenin belki de buna dayalı olduğu.
|