MAYIS

2    0    0    8

 

 

 

...
Kadın Olmak
 

Hicret Aydoğar

En az insan olmak kadar zor.  Kızım düzgün otur! Topla, birleştir bacaklarını bakim!’ komutlarıyla toparlandığımız o dörtlü yaşlarımızdan beri, yeryüzünde kaplamamız gereken alanın sınırlı olduğunun bilincinde yaşıyoruz. Ne kadar az alan kaplarsan o kadar makbulsün. Sesin, bedenin, ruhun, evin barkın, hayatın derli toplu olmalı. Her an içtima için hazır, fakat mümkün mertebe sessiz, reklâmsız, gürültüsüz patırtısız olmalısın. Kapladığın alan kadar konuşmalı, dikkat çekmeyecek kadar yayılmalısın. Merakların bir atom taneciği kadar küçük, cesaretin, hayatını değiştirmeye yetmeyecek ebatlarda kalmalı. Cesarete daha çok etrafındakileri koruyup kollamak, namusunu bilumum tehlikeden uzak tutmak için ihtiyacın olacak. Sessiz bir kahraman olmalı, gölgede beklemeyi bilmelisin. Gölgede beklerken de yok öyle oflayıp puflamak! 

Okula gidebiliyorsan bu ağabeyin sayesindedir. Baban, halanlarda kalmana izin verdiği, annen saçlarını boyadığını babana söylemediği için ne kadar şanslı olduğunu asla unutmamalısın. Sen gölgene şükretmek ve o gölgenin değerini bilmekle mükellefsin. Sorabileceğin sorular sınırlıdır, bunu bilesin. Hayallerinin haddi, isteklerinin bir hududu olmalı. Ve bu had ve hudut zaten önceden belirlendiği için, buna kafa yormamalısın. Ahlaklı ve çalışkan olmalı, her takdire minnettarlıkla kuyruk sallamalısın. Dikkat çekecek renkler ve hareketlerden kaçınmalı, birine -önce babana ve ağabeyine, sonra amcana ve dayına, dedene ve sonra ailen üzerinde nüfus sahibi bilumum komşu ağabey ve amcaya; sonra kocana ve kayınpederine ve kaynına ve en son oğluna- ait olduğunu, üstelik her yaptığın, onların ne kadar erkek olduğunu göstereceği için, bir imtihanda olduğunu unutmamalısın. Ayrıca bununla da bitmiyor kadın olma sorumluluğun. Bunlar sokak ve ev kuralları. İşin bir de yatak kuralları var ki…! Orda kanunlar sokaktan çok farklı. Kadın olmanın avantajlarını kullanabileceğin tek yer orası. Nazlan nazlanabildiğin kadar! Fakaaat unutma! Sokakta ne kadar rahibeysen, orada o kadar fahişe olmak kaydıyla. Yok öyle bir ekmeğe beş köfte. Oyunu kuralına göre oynayacaksın. O kapıdan girdiğin anda, eşiğin öte yanında kalacak köle Izaura. Burada erkeğinin gün boyu aç gözleriyle gözlediği tüm kadınların bir özeti olmak, ona dışarıyı aratmamak zorundasın. O zaman kadınlığını kullanabilirsin, en aşağılık yüzüyle. İstediğin kadar pazarlık yapabilir, koparabildiğini koparabilirsin. Sana sunulan tek şansı bildiğin tek yolla kullanabilirsin: kadınca oyunlar… Oyna oynayabildiğin kadar. 

‘Bunlar kırsal kesim sorunları benimle ilgisi yok.’ diyen sevgili şehirli kadın! Yemezler! Dili, şekli, evet biraz değişse de yok birbirimizden farkımız. Hatta, bize oynanan o korkunç eşitlik oyununa kanmış, uyandığında da iş işten geçmiş şaşkın sazanlar olarak, biz o kadınlardan biraz daha zavallıyız. Yatakta halimiz kalmıyor, bizim oyuna. Onların en azından orada oyun şansı var. Sen taklidini yap keyfin. Orada da yenik düşüp, bir türlü üstesinden gelemediğimiz gururumuzla, kocamızın bizi aldattığını herkesten daha canhıraş gizler oluyoruz. Görmezden gelene ‘akıllı’ diyor bu ülkenin zavallı özgür kadınları. ‘Kocamdır, döver de sever de!” diyenden ne farkı kalıyor, bir anlayan var mı? Özgür kadın zırvalığına, erkeklik bulaşmış hallerimizle inanır görünmekten başka çaremiz kalmıyor ve ben şahsen keşke diyorum, keşke bilmeme özgürlüğümü kullansam bazen.

Biliyorum: Kadınlar tüm bu saçma hayatların güdük mamulleri. Asla oturmayan kişilikleriyle, bir ayaküstünde bin tane oyunla varlar hayatta. Ve erkeklere “anlaşılamıyoruz” hikâyesini yutturmaktalar. Anlaşılamıyoruz bu doğru. Fakat her şeyden evvel anlaşılmaya değecek bir şey yapmıyoruz. Sadakatimiz sahtekârca, aşkımız hesap kitap üstüne, korkularımız bizi uzaklaştırıyor masumiyetten. Dudağımızın kenarına bulaşan mürekkeple (ki onun da rujlarla örtülü üstü)  bilmişlik taslıyoruz cümle aleme. Cahilimiz komşusunu, mürekkep yalayanımız Hülya Avşar’ı konuşuyor saatlerce. Cahilimiz, terlikle hallederken çocuğunun derdini, okumuşumuz dizilerden öğreniyor çocuğuna vereceği terbiyeyi. Kim ne derse desin, terlik fırlatan daha samimi geliyor bana ve çocuğa. Çocuk psikolojisi kitaplarının arasına sıkıştırılan kağıtlarda gizli reçeteler. Samimiyetten yoksun, kendisi olmaktan uzak anneler, ya markacı çocuklar yetiştiriyorlar ya da mafyacı. 

Eğiliyorum önünde 

Kadınken insan kalabilenin. 

 

 

 

 

 

 

 

 Copyright © 2005  ZORBAFİKİR

hakları saklı değildir