|
Türkiye’de Nükleer santral kurulmalı mı, kurulmamalı mı?
Başbakanın Sinop’ta nükleer santralin kurulacağını açıklamasıyla birlikte bu soru yeniden yoğun bir şekilde tartışılmaya başlandı. Enerji Bakanlığı ve TAEK (Türkiye Atom Enerjisi Kurumu) kurulmalı diyenlerin başında. TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası ve pek çok bilim adamı ise kurulmamalı diyor. Web siteleri, gazeteler, televizyonlar konu ile ilgili bilgilerle dolup taşıyor. Mitingler, seminerler, tartışmalar, toplantılar…
Halkımız yine bilgi bombardımanı içerisinde kime inanacağını şaşırmış durumda. İnanmak diyorum, çünkü bunca teknik açıklama içinde normal bir vatandaşın tüm bu söylenenlerden “bilmeye ve öğrenmeye” yönelik bir sonuç çıkaramayacağı çok açık. Aşağıya bir kısım alıntılar ekledim. Deneyin dilerseniz. Bakalım bir şey öğrenebilecek misiniz?
Nükleer Santral kurulmalı!
Çünkü Türkiye’de var olan kaynaklarından (kömür, petrol, hidroelektrik vb) sağlanan enerji yeterli değildir. Kurulacak tek bir nükleer santralle Türkiye’nin en büyük barajı olan Atatürk Barajı’nın en yüksek kapasitede ürettiği elektriğin (2 bin 400 megavat), dört katı elektrik üretilebilecektir.
Nükleer Santral Kurulmamalı!
Rusya ile yapılan doğalgaz anlaşmaları gibi yanlış uygulamalar sonucunda, ülkemizde kullanamadığımız (gereksinimimizden fazla olan) enerjiye para ödüyoruz. Hazine garantisi verdiğimiz için bu yanlışı 30 yıl boyunca yapmak zorunda kalacağız. Ülkemizde üretilen enerjinin %25’i dağıtımda kayboluyor. Nükleer enerji santralleri ile elde edilecek %5’lik bir enerji artışı ile uğraşmak yerine verimliliğe yönelsek %18’lik bir kazanç sağlarız.
Nükleer Santral kurulmalı!
İklim modellemeleri, sera gazlarının (CO2, SO2 NOx gibi) kontrolü için gösterilen çabaların yetersizliği sonucunda global sıcaklık artışının 2100 yılında yaklaşık 1.4-5.8 olacağını tahmin etmektedir. 1000 MWe gücünde ve % 80 yük faktörüyle işletilen bir kömür santralının yerine aynı güçte bir nükleer santral kullanılırsa, kömür kalitesine ve üretim teknolojisine bağlı olarak üretimde ortaya çıkacak olan 1.3 - 2.2 Milyon ton karbon önlenmiş olacaktır. 40 yıllık ömrü boyunca bu nükleer santral 50-90 Milyon ton karbonu önlemiş olacaktır. Aynı şekilde, 1000 MWe gücündeki bir nükleer santral, doğal gaz santralının bir yılda sebep olacağı 0.6-1.0 Milyon ton karbonu önler.
Nükleer Santral Kurulmamalı!
32 ülke nükleer enerji kullanıyor. 443 nükleer santral yılda 370 bin megawatt elektrik üretiyor. Santrallerden her yıl 12 bin ton nükleer atık açığa çıkıyor. Yılda yaklaşık 11 milyar kilowatt saat enerji üretiyor. Aynı santral yılda ortalama 60 metre küp radyoaktif atık açığa çıkarıyor Atıklar en az 300 yıl boyunca sızıntılara karşı denetleniyor. Bu atıkların ortadan kaldırılması yaklaşık 38 milyon Euro'ya mal oluyor. Açığa çıkan atıklar ilk önce 5 yıl su havuzunda yatırılıyor. Sonra 'ara depolarda' yaklaşık 30 yıl daha bekletiliyor. Yaklaşık 35 yılın ardından toprak altına gömülüyor. Atık depoları 60 santimetreye yakın kalınlıkta beton ve çelikten oluşan duvarlarıyla her türlü deprem, sel ve yangına karşı dayanacak şekilde inşa ediliyor. Son depolama safhasında ise yaklaşık 35 yıldan beri bekletilen atıklar toprak altına gömülüyor. Bunun için eski kurumuş maden ocakları kullanılıyor. Bu yer altı depolarının derinlikleri ise 200-900 metre arasında değişiyor. Ancak atıklar gömüldükten sonra da en az 300 yıl boyunca sızıntılara karşı denetlenmek zorunda. Uzmanlar toprak altında bulunan son depolama tesislerinin her türlü deprem ve yer altı su baskınlarından uzak bölgelerde yapılması gerektiğine dikkat çekiyor. Ayrıca bu yeraltı depolarını çevreleyen toprak yapısının da granit veya buna benzer türden sert ve geçirgen olmayan bir yapıya sahip olması güvenlik açısından çok önemli.
Şu ana kadar bu atıkların nasıl yok edileceğine ilişkin çözümler teoriden öteye gitmiyor.
Görüyorsunuz ya, tam bir karmaşa! Fizik eğitimi almış biri olarak benim bile kafam karıştı bir süre. Ortada yanlış olan bir şeyler var ama ne?
Enerji problemini azaltacak alternatiflerden biri olan nükleer santraller belli ki çok tehlikeli. Türkiye’deki birkaç bilim adamının, alternatif enerji kaynaklarımızın haritasını çıkardığını ben bile biliyorum. Enerji bakanlığı çok daha fazlasını biliyordur. O halde neden Türkiye’nin enerji zenginliğini; kömür, petrol ve hidroelektrikle sınırlıymış gibi gösteriyor? Rüzgar, güneş, su, ve biyo-kütle gibi yenilenebilir enerji kaynaklarının pek çoğuna ülkemiz fazlasıyla sahipse neden tek alternatif nükleer enerjiymiş gibi düşünülüyor?
Sonunda yanlış olanı buldum. Yanlış olan ilk sorduğum soruydu. Sorgulamak gereken şey ise bütün bunların nedeni… Gerisi çorap söküğü gibi geldi zaten. Sorun tamamıyla pazar sorunu. Herkesin ezbere bildiği aynı süreç:
Şu an Dünya’da birileri bilime ve bilgiye yatırım yaparak milyarlarca dolar harcıyor. Elbette bunun sonucunda teknolojileri hızla gelişiyor. Arzın bu derece artması, pazar sorununu gündeme taşıyor. Pek çok yanlış politika nedeni ile ülkemizde bilime ve bilgiye yatırım yapılmıyor. Dolayısı ile teknolojiyi üretemizyoruz. Bu gün ekonomik kriz olmuyorsa tek nedeni teknoloji, bilgi ve hizmet pazarlayan ülkelerin pazara gereksinimi olması. Bu nedenle bizim gibi ülkeler ne batacak (pazardan silinecek), ne de çıkacak (bilgi üretebilecek) konumda süspanse ediliyor.
Onlar, uranyumdan daha yüksek enerji elde etmek için yıllardır zenginleştirme çalışması yaptılar. Para harcadılar. Nükleer santrallerinin ürettikleri binlerce ton atıklarla baş etmek oldukça pahalı olamaya başladı. 30-40 yıl çalışmış bir santralden eskisi gibi verim alamıyorlar ancak para harcamaya devam ediyorlar. Çevre ciddi tehdit altında, biliyorlar. Sera etkisini azaltmak için enerji sistemlerini yenilenebilir enerjilere yönlendirmek istiyorlar. Yenilenebilir enerji kaynaklarını kullanmanın en büyük sorununun enerjiyi depolayabilmek olduğunu da biliyorlar. Bu nedenle süper iletken vb. teknolojilere yatırım yapmaya yani para harcamaya devam ediyorlar.
Dünya’nın geleceği onların elinde ve onlar öyle yapıyor!
Sense bunca jeotermal, rüzgâr, güneş ve su kaynaklarına sahip olduğun halde üretmek için fırsat yaratmıyorsun. Verimli enerji üretimi ve kullanımı konusunda da hiçbir şey yapmıyorsun. Aksine, Rusya’nın ürettiği doğalgazın vergisini ödemek zorunda kalacağın anlaşmalara imzalar atıyorsun ve bol keseden karbondioksit üretmeye de devam ediyorsun.
Sen de böyle yapıyorsun!
Bu arada bilmen gereken bir şey daha var. Nükleer santrale ya da bir diğerine; bir şekilde para harcayacak ve pazarda kalacaksın.
Pazardaki konumun aslında çok da önemli değil.
Ha öyle, ha böyle..
|