MAYIS

2    0    0    8

 

 

 

...
Potemkin Ekonomisi - Bülent Sönmez
 

...
Bu bir ekonomi öyküsü, Ekonomi; okulda öğretilen hali ile sınırsız insan ihtiyaçlarının sınırlı tabiat kaynakları ile karşılanması bilimidir. Fakat bilim olup olmadığı hususunda farklı düşüncelere sahip olunması kaçınılmaz bir bilimdir. Laboratuar bilimi değildir, deneylenmesi zordur; mesela fareler üstünde uzun uzun denemeler fareler üstünde hiçbir fayda sağlamadığı gibi, ekonomi bilimi adına da hiçbir işe yarar sonuçlar vermez. Zorda kalıp, “Ekonomi bilim midir?” tartışması bir kenara koyulmak zorunda kalınınca; “Ekonomiyi bilmek gerekli midir?” sorusu gelir insanın aklına ki hiç de haksız sayılmaz kimse böyle düşündü diye. Çünkü bir dünya rakam ve bir dünya kavram girer işin içine. Sıkmaya başlar Devlet İstatistik Enstitüsü rakamları. “Yanlış düşünüyorsunuz oysa” diye başlayıp binlerce neden sayabilir hayatını kıyısından köşesinden bu bilime bulaştırmış bilim adamları. Kıyısından köşesinden diyorum zira ekonomistlerin en büyük özellikleri, birbirlerinin fark etmedikleri şeyleri fark edip ustalıkla ve daha uzmanca söyleyebilme becerileridir. Fakat hepsini haklı bulabildiğini düşünür, her farklı izahat ile insan ki bu kaçınılmaz bi durumdur. Zira dahaca üzerinde büyük uzlaşmaların olmadığı dahası insanların bireysel her davranışına tepki verebilen çok duyarlı bir bilim dalı olma özelliğine sahip bir bilim dalıdır ekonomi. 

Her ne kadar sıkıcı olabilse bile,  “sosyal insanı” Robenson Kruzo’dan ayıran en önemli ayıraçlardır rakamlar. Çünkü günlük tüketimlerimiz, insansal arzularımız hep birbirini etkileyen ekonomik çarkın içinde el ele vermiş,  birlikte etkilemekteler bizi. Şu yapılmalı, bu yenilmeli, burada yaşanılmalı, şu giyilmeli, ben bunu şurada yemeyi seviyorum,  en iyisi Küba purosu, Havyar’ın en güzeli Hazar Denizi’nden geleni, savaşa gidilmeli, ganimet elde edilmeli, Irak petrolleri sömürülmeli, o oyun mutlaka görülmeli,  hiç çalışılmamalı,  keşke yarın iş olmasaydı gibi.  Ya da anne yarın işe gitmezsen olmaz mı diye sorduğunda çocuğunuz, gerçek cevap “patron kızar” ya da “yarın çok işim var” değildir. Çünkü gerçekleri saklayabilen bir bilimdir ekonomi. 

Gerçek cevap “büyüyünce ekonomi diye bir bilimden etkilenme de göreyim seni bücürdür” aslında. Aslında “gönlünün gülde, kıçının külde olması” bilimidir ekonomi. 

Yeni bir şey keşfetmemiş oluyorum bu durumda. Sınırsız insan ihtiyaçları ama sınırsız insan arsızlığı durumu çıkıyor ortaya ilk ekonomi tarifime ilaveten. 

Sanırım rakamlardan sıkılmamak için yeterince gerekçe edindik. Peki, o zaman bakalım rakamlar neler diyor!  Aşağıda bulacağınız rakamlar birçok açık kaynağa ait rakamlar. Bunların içinde Devlet İstatistik Enstitüsü, Ankara Ticaret Odası ya da diğer bağımsız çalışmalardan alınmış kayıtlar mevcut ve emin olun hepsi sıkıcı. Ama yalnızca Ekonomi bilimi ile alakalı olmasından ötürü değil. Aslında sınırsız insan arsızlığının sizi çoktan beridir farkında olmasanız dahi sıkan yanlarını anlatan rakamları olmasından ötürü. 

Sanırım rakamlara dalmak için acele ettim; o zaman size Ekonominin sihirli yanı ile alakalı bir öykü anlatayım; 

Rus Çariçesi Katerina imparatorluğunun güney eyaletlerini gezmeye karar verir. Bir rivayet ki; dönemin Başbakanı Grigori Aleksandroviç Potemkin, Çariçenin gideceği yerlere ondan birkaç gün önce gidip görünümlerini düzeltirmiş. Perişan görünümlü köylerin daha zengin ve rahat görünmesini sağlarmış ve daha da kötüsü sonra o dekorları söktürüp çariçenin bir sonraki ziyaret mekânlarında kullanırmış. O zamandan bu yana Potemkin Köyü deyişi yalnızca görüntüden ibaret şeyleri ifade etmek için kullanılır. Üzücü yanı bir film de taraf tutmak gibi bir durum; bazen ya hırsızı ya da polisi tutuyor insan farkında olmadan. Köylülere mi yanasın çariçenin gelişinden nemalanamadılar diye, çariçeye mi yanasın gördükleri gerçek değil diye. Sanırım burada en büyük sorun devlet yönetiminde. İnanmak istediklerinle inanman gerekenler arasında oluşabilecek fark ya da ki en kötüsü yurdunu farklı noktalarda sevenlerin, çariçelerin sanrılarından para kazanmaları; ekonomik faaliyet olarak tabi. 

Maalesef rakamlar sağcı hükümetlerin Türkiye de güney eyaletleri geziye çıkmış çariçeden farkı olmadığını gösteriyor demeden önce siyaset mi yapıyorum diye düşünmeden edemedim.  Yapmıyorum eminim. Aklıma siyaset duayenlerinden Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın doğu illerinden birinde Şeker Fabrikası açılışında kullanılan profillerin yıllar sonra artık orada bir fabrika kurulmayacağı; o vaat edilen fabrikayı umutla bekleyen beyinlerde kesinleşince atılan temele rağmen kamyon sırtında Ankara’ya getirilmesi gelince çok da siyaset yaptım diyemiyorum kendime. 

Seçim için yapılan yollar, boyanan duvarlar, başbakan karşılamak için giydirilen çocuklar ve saymayı duyguları harekete geçirmek için söylemler sayabileceğim ve utanabileceğim her durum; boyalı ayakkabının içindeki topuğu delik,  başparmağı delik çorap gibiler. 

Rakamlar boyalı ayakkabının içinde topuğu delik çorap gibiler. Bir yandan yeraltı, yerüstü zenginliği mevcut dünyanın diğer milletlerine oranla çalışkan ayakta kalmaya yatkın bir toplum, diğer yandan tüm bu zenginliğin ziyan edilmesine göz yummak için yeterli sebebi olan siyasetçiler: anlatılmaz utanç duyulabilecek hitabete sahip insanlığa yakışmayan, vatansever ucubeler… 

Bunca yazdıktan sonra gözler önüne sermek istediğim tüm rakamlara duyarsızlaştığımı fark ettim. Çünkü Ankara Ticaret Odasının Yayınladığı rapora göre her köşesi vatanperver dolu bu ülke “son 10 yılda iç ve dış borç anapara ve faizi olmak üzere toplam 970,8 Milyar Dolar ödedi”. 

Bu para hiçbirinizin cebinde değil, hatta cebinizden çıktı… Sınırsız arzulara sahip arsızların cebinde… Yani sizin daha kötü yaşayacak olmanızdan rahatsız olmayanların cebinde… 

Son on yılda 389 Milyar Dolar’lık vergi geliri elde edilmesine karşın yatırımlara ancak 39 Milyar Dolar harcandı.  

Fark etseniz de etmeseniz de bu para sizden çıktı ve yalnızca % 10’u size döndü… %90’ ı hala kayıp. Muhtemelen “sınırsız arzulara sahip arsızların” cebinde… 

Türkiye son 10 yılda 389 Milyar Dolar vergi gelirinin yanı sıra, 780 Milyar Dolar’lık iç borçlanma, 165 Milyar Dolar’lık dış borçlanma yaparak toplam 1 trilyon 334 milyar dolarlık kaynak elde etti. 

Yani hepimiz hayatımızdan önemli şeyler verirken birileri daha da vermemiz için uğraştı. Hatta bir yıl iki yıl yetmedi on yıl uğraştı…

Ekonomi çoğumuzu sıkan bir bilimdir, peki ama verdiklerimiz nereye gitti biz sıkıntımızı geçirmek için bize izletilenleri ekran başında izlerken, verdiklerimizle yaşayanları ekranın neresinde fark edemedik. Yoksa sıkıntımızın sebebi bu kadar cesur muydu? Bizi uyuturken anlattığı hikâyeler yoksa hikâye değil miydi? Peki, gerçekleri yatak ucumuzda anlatacak cesareti nereden kaynaklıydı?  Biz fakirleşirken zengin olup düşlediğimiz hayatı yaşama hayali içinde daha zengin olanlar kimler, servetleri saklı mı? Hayır hepsi açık, ama rakamlar ve ekonomik tabirler sıkar insanı ya da öyle olması işine mi gelir birilerinin? Hepsi akla gelebilen sorular yolunda giden ekonomi görüntüleri, bir gecede kazanılan paralar, borsa oyunları, döviz oyunları, özelleştirme oyunları, seçim boyaları, vesaire vesaire, vesaire…Sınırsız arzularımızı ucuz ikameleri ile tatmin etmeye devam edelim. Ama İsmet İnönü’nün dediğini hiç unutmayalım, Sayın Potemkin Ekonomisi köleleri, 

 ‘’Namuslular da en az namussuzlar kadar cesur olmadıkça hiçbir şey tabiatça çözülmeyecek.’’    

 Yani fakirliğimiz kaderimiz ama en kötüsü içimizden bazılarımızın hayatlarına yazık olacak. 

 

 

 

 

 

 

 

 Copyright © 2005  ZORBAFİKİR

hakları saklı değildir