...
Bizim sağduyu derken kastettiğimizi, Avrupalı muhataplarımızın tam olarak algılamaları, belki de dilsel olarak olası değil. Öncelikle onların sağduyu’su, yani kendi tabirleriyle yaygın-duyu kişisel değil, toplumsal gibi duruyor. Yaygınlığı da buradan geliyor olmalı.
Onlara göre sağduyu, içinde tüm ahlaki ortaklıkları da barındıran, enerjisini o yaygın, toplumsal ama örtük kabulden alan, çok da farkındalık gerektirmeyen bir doğruyu sezinleme türü. Böyle olunca da, topluma ait bu gizli, gizemli ses kulağınıza ne fısıldıyorsa, sağduyunuzun söylediği işte o. Avrupalının sağduyu derken bunu kastediyor olması, bunun bir bakımdan da toplumun ortak vicdanı olma rolü bize biraz tuhaf gelebilir. Çünkü sorsan, batı toplumunun ana teması, birey olma. Ama yaygın-duyuları pek de öyle değil.
Batılı üzerinde, günlük yaşamın neredeyse her bölümünde davranışları belirleyen yaygın-duyunun, yani üzerine doğrudan konuşulmamış olsa dahi herkesin örtük bir anlaşmaya vardığı hareket örnekçelerinin, zannedilenden çok daha güçlü bir etkisi var. Herkese bakabilirsiniz: kadınlara, erkeklere, siyahlara, beyazlara, ara renklere, genç yada orta yaşlılara, diğerlerine. Hemen hemen her kategori, doğru’yu ararken ne yapacağını belirlemede elindeki aynı şablonu kullanıyor. Batılı için davranışlardaki tutarlılık, aşağı yukarı herkesin, aşağı yukarı her durumda birbirini tutan davranışlar göstermesi. Bu aynı zamanda son derece yararcı bir tutum, çünkü böyle olunca doğru pek de uzakta aranmıyor.
Biz de sağduyu sanki çok daha bireysel. İçimizde, kendi tarihimizle birlikte oluşturduğumuz bir akıl hocası gibi. Hiç de toplumsal durmuyor! Elbette kültürel beslenmeleri vardır ama batıda olduğu gibi toplumla eşzamanlı değil de, senin kendine özgü zamanına aitmiş gibi. Yine batıyla kıyaslanırsa, toplumsal kanaatler de çok etkin görünmemekte. Eğer böyleyse, bu da oldukça garip; çünkü bildiğimiz kadarıyla – yada onların dediği kadarıyla – onların bireyselliğine karşı, bir tür ‘tebaa’ olan da biziz.
Belki daha önce de bu tür bir saptama, yani batılı yaşamın bizimkine oranla, bi de entelektüel olarak, daha bireysel olduğu görüşü karşısında, ‘Hadi Len!’ deme ihtiyacı duymuş olabilirsiniz. Ama sanki en iyi yer burası.
Bizim sağduyumuz neredeyse kişiseldir. Boyumuz postumuz, memleketimiz, bulunduğumuz coğrafyanın rakımı, burcumuz, ilkokul öğretmenimiz, askerlik anılarımız, daha yüzlerce şey besler sağduyuyu. Onun sonucu olan doğrular da, aynı biçimde, neredeyse kişiseldir. Bu yüzden tüm Avrupa’daki siyasi partilerin toplamından daha fazlası bizde var. Yasal zorunluluklar olmasa, yüzlerce, belki de binlerce daha olabilirdi.
Tüm toplumu ilgilendiren bir sorun düşünün; Avrupalı bu sorun karşısında ikiye, bilemedin, üçe bölünür. Bizdeyse, onarlı alt gruplarıyla birlikte onlarca ses duyabilirsin. Duyamadığın binlercesi de cabası. Yine bizde bu süreç daha dinamik olacak, en iyi olasılıkla her on yılda bir söylemlerin tümü revizyona uğrayacaktır.
Söz siyasetten açılmışken, mesela Amerikalılara bakın. Tarihleri boyunca (neredeyse) iki siyasi parti kurmuşlar, toplum bunları kabullenince de, belki de yüzyılı aşkın bir süredir, körün bellediği gibi peşinden gidiyorlar. Bizdeyse aşağı yukarı son yirmi yıldan bu yana varlığını sürdüren tek bir siyasal parti ya vardır ya da yoktur.
Batılının sağ duyusu, yaşamsal konularda yüzünü topluma çevirir. Birinin karnı ağrıdığında, toplumsal kabul neyi salık veriyorsa, doğru odur. Mesela doktora giderler. Bizde sağduyumuz iç zenginliğimiz kadar çok sesli olabilir. Karnın ağrıdığında sağduyunun seni gönderebileceği yerin sınırları, hayal dünyanın sınırlarıdır. Tamamen kişiseldir.
Batılı uzmanlığa saygı duyar. Bilimsel bir gerçek toplumsal süzgeçten de geçtikten sonra artık sağduyunun da sesidir. Batılı, sınırlı bilgisiyle bunu sorgulamaması gerektiğini bilir. Biz ‘Kuantum’cuyuz. Ya da ‘Bir şeyin bir kere yada bir milyon kere olması, her zaman olacağını göstermez’ bilimselliğine gerçek anlamda inanırız. Bizim kişisel süzgecimizden geçmeyen hiçbir bilimsel gerçek, sağduyumuzun sesi olmaz.
Bir batılı, toplum gibi düşünür ve davranır. Toplumun anlayamadığını dolayısıyla o batılı da anlayamaz. Bunda ne var, demeyin. Toplum bilgisi geçmişe yöneliktir. Şimdi’yi bilemez. Hele geleceği sadece bireyler sezinler. İkincisi, birey bazen (aslında çoğunlukla), ‘Toplum bunu mu düşünüyormuş! Hiç farkında değildim!’ gibi şaşkın bir edayla, o şeyin sağduyusu içindeki yerini almasını seyredebilir. Toplumsal yalnızlık da bir bakıma bu değil midir? Belli ki batılı bazen, bireylikle bu yalnızlığı kastediyor.
Bizdeyse birey, toplumun zaten çoğunlukla yanlış düşündüğüne inanır. Buna da toplumun çoğunluğu inanır. Herkes sanal bir azınlığı aittir, adeta. Sağduyu bizi, bize ait olmayan her şeye karşı korur. Bu da bir bakıma, toplumsal yalnızlığın Türkçe’si galiba.
…
Batılının söz ettiği o yaygın-duyu’ya, biraz da olsa, belki bizim de ihtiyacımız vardır. Belki onların gereksinim duyduğu da biraz sağduyudur.
…