MAYIS

2    0    0    8

 

 

 

...
Söyleyin bakalım! İyi miyim? - Hanife Küçükler
 

Ergenlik döneminizi hatırlayın. Ayna sizin için de korku verici bir eşya değil miydi? Ne zaman baksanız koca bir burun veya iğrenç sivilcelerle karşılaşırdınız. Ama ilginç olan; ıstırap verici, iç burkucu bir şey olmasına rağmen yine de kendinizi aynaya bakmaktan alıkoyamazdınız. Neden peki?

İnsanlar statüleri, ürettikleri, sosyal konumları ne olursa olsun; ürettiklerini, yaşamdaki duruşlarını, statülerini, konumlarını yani kendilerini görmek isterler ve sorgularlar. Bunun pek çok nedeni olabilir ama en önemlisi, şu anki pozisyona göre geleceği tahmin etmek ve olabileceklere hazırlıklı olmaktır.

Sosyal çevre, çoğu kez ayna görevini üstlenir. “Ben bir şey yaptım. Söyleyin bakalım iyi mi yaptım!” dersiniz. Bir şeyler üretirsiniz ve insanlara sunarsınız. Onlar da size nerelerde açık noktalar bırakmış olabileceğinizi, güçlü ve zayıf noktaların neler olduğunu, üstelik çoğu kez bedavadan söylerler. Siz de “Hımmm!” dersiniz “O zaman bu noktaları düzeltebilirim…”

Eleştiri güzel bir şeydir! Sizi, kapsamınızı büyütür. Ürettiğiniz şeyi veya kendinizi çok farklı perspektiflerden görmenizi sağlar.

Ancak çoğu kez de can yakar. Çünkü eleştirinin en önemli özelliği kişiyi kolayca baskı altına alması ve bunaltmasıdır. Sivilceleri fark etmek gibi…

Bir eleştiri yaptığınızda bilin ki can yaktınız. Önemli değil, dert etmeyin. Madde eylemsizdir ve çelişki olmadan hareket de olmaz. Ancak eleştirinin yani can yakmanın şiddetini ayarlamak gerekir. Çünkü yüksek çelişki maddeyi parçalayabilir.

Eleştiri sürecinde can yakma miktarına etki eden birkaç önemli faktör vardır.

Bunlardan en önemlisi eleştirinin objektifliğidir. Nereye baktığını değil nereden baktığını bilen bir bilincin yaptığı eleştiri objektiftir ve en az can yakar. Çünkü o bilinç, sizi ve kendisini değişen bir yapı olarak görür. Ne sizin zayıf yanınız, ne de onun görüşü kalıcıdır. Bunu bilir ve böyle ifade eder. Böylece yaptığı eleştiriri yerini bulur, sizi baskı altına almaz ve geliştirir.

İkincisi eleştirinin dilidir ki bu da aslında birincinin sağlanması için bir araçtır. Eleştiride ben dili kullanmak karşıdakini ne kadar rahatlatırsa “sen böylesin, senin yaptığın şey budur” gibi bir dil de o kadar olumsuzdur.

Üçüncüsü de eleştirilenin konumu ve bilincidir. Kişi hassas veya gergin bir dönemdeyse, eleştirildiği konuda kendini güvensiz hissediyorsa, o konuda gelişmek ve öğrenmek gibi bir talebi yoksa veya eleştirilmeye hazırlıklı değilse canı daha çok yanar.

Eleştiri sürecinde birinin canının haddinden fazla yanıp yanmadığına ilişkin en önemli gösterge kişinin eleştiri karşısında aldığı pozisyondur. Eğer sadece kendini savunuyorsa ve eleştiriye şiddetle karşı çıkıyorsa hatta daha kötüsü gülümsüyor ve sizi aşağılamaya çalışıyorsa hemen eleştirmekten vazgeçin derim.

Her şey bir yana, bütün bu süreç gelişmek için yapılır. Önemli olan pozitif bir değer yaratmaktır. Yani tüm bu süreç olgun bireyler ister.

Şimdi durup çevrenizdekileri şöyle bir düşünün. Kaçı böyle bir olgunluğa sahip? Çok mu az? Eeee! Ne olacak şimdi?

Aklınıza gelen ilk fikirden vazgeçin, işe yaramaz. Eğer sosyal sistemin bir parçası iseniz eleştiri mekanizmasından kaçamazsınız. Bence canınızın yanma miktarını azaltmak için en akıllıca olan yöntemi tercih edin. Sık sık ama çaktırmadan bakın aynaya. Yani eleştiri-özeleştiri sistemini yaşamınızın bir parçası yapın. Böylece sürekli büyür ve hep hazırlıklı olursunuz.

 

 

 

 

 

 

 

 Copyright © 2005  ZORBAFİKİR

hakları saklı değildir