MAYIS

2    0    0    8

 

 

 

...
Sülük Yedi Kız Kardeş - Bülent Sönmez
 

İnsan bazen biriktirdiklerini okuduğunda kendine mi kızsın, yazana mı kızsın, yoksa yapana mı kızsın ayırtında olamıyor. Aslında kızılması gereken adres tarif istemezken, sanırım insanın kendi zafiyetinin etkisi ile kişi kolay olanı seçip zayıf olana etki etmeyi tercih ediyor ve kendine çıkarıyor payı… Kendimize yazıp günahı, daha fazla çalışıp, daha fazla kendimizi yorarak ödemeye çalışıyoruz sebepsiz sahiplendiğimiz günahın bedellerini. Hâlbuki hiçbirimiz değiliz sistemli fakirleştirilmemizin sebebi… Olmadık, hiç de olmayacak bir çoğumuz; çünkü bizler yanlışları olsa dahi doğru bildiklerini pek de yıkmayan,  dünyanın hiçbir halkı ve ferdi hakkında düşmanlık duygusuna sahip olmayan, herhangi bir menfaati uğruna kimsenin yeraltı ve yerüstü zenginliğinde gözü olmayan,  hiçbir dünya topluluğunun herhangi bir kutsal bir gününde üstüne bomba atılmasına müsaade etmeyecek ve daha önemlisi o bombayı kendi eliyle atmayacak, dünyanın hiçbir ferdinin aç kalmasını kendi tokluğuna ve kimsenin fakirliğinin kendi zenginliğine kaynak olmasına müsaade etmeyecek kadar insanız. Ve yarın sabah tekrar uyanacağız hiçbir şey değişmemiş olacak fakat biz fakirliğin peydahladığı yorgunluk kucağımızda yine de kimsenin ölmesinden hiçbir menfaat, kimsenin huzurla yaşadığı ülkesinin karmaşasından daha ötesi yıkılmasından bir çıkar beklemiyor olacağız…

Üstad Aziz Nesin‘i ve ‘Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz’ını sanırım herkes hatırlıyordur. Orada hoş bir cümle vardır ‘’bizim bir Yaşar’ımız var ne zaman yaşıyor ne zaman yaşamıyor belirsiz (başkaları karar verdiği için)  izleyin siz karar verin ne kadar yaşadığına’’ der. Şimdi siz karar verin ne kadar derin nefes aldığınıza… Aşağıda ki yazıyı var oluşumun neresine dokundu diye ne zaman sakladım,  şu an hatırlamıyorum. Sakladım suçlu ben miyim, yazarı Sn Mine Kırıkkanat mı? Siz karar verin ne kadar suçlu olduğumuza… 

Küresel petrol cinneti

Paranın dini yoktur, derler. Yeşil sermaye tersini kanıtladı mı, bilemem. Ama en azından petrol sanayinde, paranın yalnızca paraya iman ettiği anlaşıldı. Nasıl mı?

2004 yılında, dünyanın beş büyük özel petrol şirketi tarihsel bir rekor kırarak 85 milyar dolar kazanç sağladı. Dile bile kolay değil bu net kârın 25.33 milyarı bir numaralı petrol devi Exxon Mobil'e düşen pay. Diğerleri sırasıyla Shell (18.5 milyar), BP (16.2 milyar), ChevronTexaco (13.3 milyar), Total (11.2 milyar) dolar kazandı.

6 Şubat'ta zil takıp oynayarak bilanço sonuçlarını açıklayan BP Genel Müdürü John Browne'ın iştahla müjdelediğine göre, bu daha bir şey değilmiş, asıl rekor kâr, 2005 yılında edilecekmiş...

Gözümüz yok, ama güle güle harcasınlar diyemeyeceğim, çünkü sorun da bu zaten: Harcamıyorlar. İngiliz TG Sendikası Başkanı Tony Woodley, 'Ayıp kazanç,' diyor petrol şirketlerinin kârlarına. 'İstasyondaki benzin, motorin ve gaz fiyatları, hatta elektrik fiyatları sürekli artarken bu kârlar ayıptır!'

Paylaşmamak olanaksız bir görüş, çünkü dünya ekonomisi demek olan petrol üretimini ellerinde tutmakla kalmayıp siyasal coğrafyayı çıkarlarına göre yönlendiren ve hatta savaş çıkarmak suretiyle yeniden biçimleyen petrol devleri, kapitalizmin en sağlıklı kuralına bile uymuyor, yatırım yapmıyorlar.

Aşırı kârlarına karşın, dünyanın başına bela bu şirketler, petrol arama çalışmalarını hemen hemen durdurmuş, yeni kuyu açmıyor. Nedeni vahim olduğunca basit: Çin ve Hindistan'ın ekonomik büyümesine orantılı artan petrol ihtiyacı, Irak'taki belirsizlik, brüt petrol fiyatlarını yükseltiyor, fiyatlar yükselince de şirketlerin kâr marjı tavan yapıyor.

Başka bir deyişle küresel petrol şirketlerinin yönetici ve ortakları, genelinde insanlığı, özelinde yoksul dünyayı inim inim inletmelerine karşılık, yalnızca paraya iman ediyor. Petrol paraya dönüşüyor, ama para daha çok petrole, dolayısıyla daha ucuz refaha dönüşmüyor.

Petrol arama (ve tabii bulma) çalışmalarını durdurarak üretimi tıkayan beş devin karşısına yavaş yavaş daha büyük bir güçle dikilen tek rakip var: Hemen tüm üretim sahalarına saldıran, kuyu açan, üretimi arttırmak için zorlayan, çünkü petrol ihtiyacı içinde kıvranan Çin 'ulusal' petrol şirketleri. Bir de Venezüella 'illallah' demiş durumda, özellikle Amerikan şirketlerini devre dışı bırakmak için doğrudan anlaşmalar yapıyor İran, Katar, Rusya ve Çin'le. Venezüella, büyük potansiyeli olan petrol üreticisi bir ülke. Ancak elini verip kolunu kaptırdığı Amerikan petrol şirketleri sayesinde, zaten onların kışkırtıp planladığı siyasal karışıklığı aşamadı ki yoksulluğunu yensin. Bilmem kaçıncı darbe girişiminden sonra, yoksulluktan kurtulmak için önce bu şirketlerden paçasını kurtarmaya çabalıyor şimdi. Ama Amerikan petrol 'sülükleri' her an, Venezüella'yı yeniden karıştıracak güçte. Yeryüzünde, şimdilik, gerçek anlamda diş geçiremedikleri tek ülke, Çin. Üretici Rusya'yı bile 'borçlarına  karşılık' ırgalayabiliyor, Hindistan'ı Çin'e karşı kolladıkları için pek zorlamıyorlar.

Türkiye, bu sülüklerin en acıklı kurbanlarından biri. Türkiye'nin verimli bir petrol potansiyeli olduğu öteden beri varsayılıyordu, ancak uydular devreye gireli beri kuşkuya yer kalmadı. Güneydoğu'da petrol var, hatta bir ölçüde Doğu ve Kuzeydoğu'da da var. Ancak ABD'de hükümet olan petrol şirketleri, Amerikan olmayan müttefiklerinin de icazetiyle, Türkiye'de petrol (aramaya bile gerek yok, çünkü nerede olduğu biliniyor) çıkarttırmıyorlar. Ülkemizde sivil hükümetler de biliyor bu yasağı, askeri merciler de. Kafa tutmaya kalksalar, alimallah hükümet devirmekle kalmaz, iç savaş çıkartır Türkiye'de bu 'kutsal' ittifak. Neden derseniz, iki sonuçlu bir hesap var: Türkiye büyük bir ülke ve petrol ihtiyacı da büyük. Petrol ihtiyacını kendisi karşılar, üstelik borçlarını öderse, palazlanır ve ABD tarafından 'yönetilemez' hale gelir. Petrol ihracına kalkarsa büsbütün beter, çünkü yükselmesi istenen fiyatların düşmesine neden olur.

İşte Türkiye'de kazmayı vurunca petrol fışkıran kuyuların betonlanması, petrol aramaya kalkan mühendislerin öldürülmesi ve devletin 'kendisini alaşağı edeceğini' bildiği güçlere kafa tutamamasının öyküsü, bu açık hesaptan ibaret olup, Çin'i 'petrol arama'ya ortak ve davet edememek; IMF ve Dünya Bankası'na borçlarımız yüzündendir. Ortadoğu'da petrol tükendiği gün, emin olabilirsiniz, Allah'ın bir hikmeti olarak Türkiye'de şıppadanak petrol bulunacaktır.

 Ellerinize sağlık sn. Kırıkkanat. Bu her satırına katıldığım yazı aslında bizim devşirme sermayemizin bir yazarına aman aman müsaade etmeyeceği türden bir yazı olmuş. Gazetenin sahibinin elindeki bazı servetleri, petrol işinden dolayı bırakmak zorunda kalacağı düşünülünce iyice çomak sokmak tadında olmuş, maazallah… maazallah çünkü hayat uzun olmayabilir aydınlatıcı olduğunuzda…

Peki nedir bu petrol, yarın sabahımızı neden bu kadar etkileyebilir ki?

Petra              =Taş

Oleum             =Yağ

Yani doğanın şu anki nimeti kompleks bir hidrokarbon. Bu Hidrokarbon katı, sıvı, ya da plastik halde doğada rastlanabilir bir madde. Ama öyle enteresan bir madde ki tüm sınırdaşlarımızda var fakat harita çizerlerin işiymiş gibi tam o çizgilerin bizim ülkemize kalan kısmında yok. Ya da Sn. Kırıkkanat’ın söylediği gibi “bir gün şıppadanak bulunacaktır” gerekçesi oluştuğunda.

Doğalgaz ve petrol birlikte Hidrokarbon diye biliniyor. Sıvı hidrokarbon ham petrol diye adlandırılıyor.

MÖ 450 yılında Heredot, Tunusda ve Yunan adalarında petrol sızıntılarından bahsetmiş lakin çok da aklı ermediğinden sülük olmaya tarihin bildiği öyle  büyük bir serveti yok kendisinin. Zaten o zaman  su sızıntısına ya da bazı hastalıklara ilaç olarak kullanılırmış petrol. Sonra 1745 te açılmış ilk petrol kuyusu Pechelbronn’daki kumlarda, Fransa Kralı nelere sebep olacağını bilemeden vermiş ilk ruhsatı De La Sorbonnıere isimli adama ki; o adam da bilecek durumda değilmiş motorlu taşıt kullanımının ve enerji üretiminin,  bir fakirleştirme hatta savaş ve kargaşa çıkarma aracı olacağının birinci sömürü savaşı sonrasında…

Sonrası bizden öncekilerin anlamadığı bizim anlamadığımız bir paylaşım savaşına dönüşmüş, bazıları gerçekten Sn. Kırıkkanat’ın dediği gibi sülükmüş ki daha kibar isimleri de var İngilizce kibar hali ‘’Seven Sister’s’’ yani Türkçe kibar hali ile ‘Yedi Kızkardeş’ kim onlar;

Biiir                British Petroleum

İkiii                  Shell

Üüç                 Bp (mobil ile karı koca)

Döört              Exxon

Beeş              Gulf
 
Altıı                 Texaco

Yediii              Chevron

İsimleri, olayları, şimdiye kadar yaşanmışları, ve hala yeryüzünün bir yerlerinde yaşanmakta olanları bilsek de bilmesek de, bilmek zorundayız ki 2006 yılının bu sülük yedi kız kardeş açısından daha karlı bir yıl olması için; her şey yarın sabah tekrar başlayabilir. Tekrar yaşanabilir; ülkenizde ülkeyi seven bir yazarın öldürülmesi, sokakta çatışma çıkması, haberlerde bir ülkede ki ya da kendi canım ülkenizdeki iç savaşı izlemek, en sevdiğiniz yazarın, sanatçının  ya da bazı gazete sahiplerinin  ülkeden kaçması hep yaşanabilir bir durumdur. Çünkü kar devleri devleşmenin yolunu acımasız olmakta ve hiçbirimiz kadar insan olmamakta bulmuştur.

 

 

 

 

 

 

 

 Copyright © 2005  ZORBAFİKİR

hakları saklı değildir