MAYIS

2    0    0    8

 

 

 

...
Uzay-Zaman - Hanife Küçükler
 

Geçmişten günümüze birçok düşünürün üzerine kafa yorduğu bir kavramdır zaman. Zaman geçer ve pek çok şey değişir. İnsan yaşlanır ve panikle sorgulamaya başlar zamanı.

Bazen akıp geçsin diye beklesek de, çoğu kez durmasıdır istediğimiz. Hatta geri gitmesi… Özel görelilik kuramından bu yana, bu teorik olarak mümkün. Einstein belki de zamana en büyük ödülü veren oldu. Zamanı hep ileri doğru giden bir nehir olmaktan kurtarıp boyut olma payesine ulaştırdı.

Hızla gelişen teknolojinin günümüzdeki yeteneği, henüz bizleri “ikizler paradoksundaki” uzaya çıkan kardeş kadar şanslı kılamadığı için; zamanın bu yeni durumuna pek de anlam verememekte ve bilim adamlarının taychon maddesi üzerindeki çalışmalarını bir umut izlemekteyiz. Eğitim sistemimizde bu konudaki yaşananları kısaca hatırlayacak olursak, demek istediğim daha da iyi anlaşılacak sanırım.

Bir maddenin uzayda kapladığı yeri yani hacmi bulunmak istendiğinde ilk başvuru aracıdır boyut. Öncelikle eni boyu ve yüksekliği bulunur ve gerekli işleme sokularak istenen bilgiye ulaşılır. Eğer cisim düzgün bir geometriye sahipse işlem genellikle çarpmadır. Onuncu sınıfa kadar öğrencilere bu öğretilmeye çalışılır. 10. sınıftaki öğretmen son bir kez tekrarlar:

— Maddelerin hacmini bulmak istiyorsan enini, boyunu ve yüksekliğini çarparsın. O kadar!…

Ancak iş o kadarla bitmez. Çünkü doğada düzgün geometriye sahip cisim yoktur. Olanları insan ürünüdür. Bu nedenle çarpma işlemi aslında işe yaramaz. Bu durumda devreye integral hesapları girer. İşte öğrenciler 11. sınıf boyunca ve hatta üniversitenin ilk yıllarında bunu öğrenmeye çalışır:

— Her bir boyut üzerinde maddeye ait en küçük parçacıktan örnek alınır ve bu birimler cismin şekil fonksiyonu üzerinde gezintiye çıkarılırlar. İşte bu gezinti işlemidir integral. Gezinti sonucunda cismin hacmine ulaşılır.

Ama gelin görün ki doğadaki maddelerin çok azı homojendir. Yani her yeri aynı özelliğe sahip değildir. Bu nedenle integral hesaplarında, boyutlar üzerinde dolaştırılan birim parçacıkların farklığı; çıkılan yolun üzerindeki nehirler, dağlar ve boşluklar ihmal edilir.

— Çok daha hassas bir sonuç için, ille de her bir birimin yapısı göz önünde bulundurularak birim hacimler toplanır.

— Toplama mı? Yani ben bunca yıl toplamanın en iyi yöntem olduğunu öğrenmek için mi uğraştım!

— Aslında bir de zaman boyutu var. Yani senin bu üç boyutla bulduğun sonuç maddenin o anki durumu hakkında gerçek bir bilgi vermez. Düşün ki yerini ölçmeye çalıştığın madde, çok hızlı hareket ediyor. Örneğin bir cisim ışık hızında ilerliyorsa, yanından geçen zaman yavaşlayacaktır. Yani başka bir değişle, cisim ışık hızına ulaştığı zaman, içinde bulunduğu zaman kavramı duracak ve bir zamansızlık boyutunda yer alacaktır. Bunun oluşması için cismin saniyede 300.000 km hızla gitmesi gerekmektedir. Böylece zamanın ilerisine ve gerisine yolculuk mümkün hale gelecektir. Çok kolay değil mi?...

Varın öğrencinin o an yaşadığı duyguları siz tahmin edin. Üniversitenin üçüncü yılındadır. Şans eseri Einstein’la tanışmıştır ve bir yıl sonra mezun olacaktır. Derdi zaten cismin hacmini falan da hesaplamak değildir.

Aslında hiçbir soru maddenin hacmi ile başlamaz. “Bu madde nedir, ne işe yarar, ne olacaktır?” gibi sorulardır kafaları kurcalayan. Bunlar “Ben neyim, neden yaşarım ve ne olacağım?” türünden soruların öğrenilmiş çaresizlik sürecinde aldığı yeni şekillerdir.

Doğanın geçmişini, şimdiki durumunu ve geleceğini araştırarak kendini sorgular insan. Bulunduğu yeri, geleceğini ve ölümü…

— Birkaç ay önce bilim adamları taychon maddesini hızlandırarak ışık hızına yaklaştırdılar ve ileri bir zamana geçirmeyi başardılar. Fakat şu an için, insanların zamanda yolculuk etmesi imkânsız. Bir insanın bir arabaya binip de, saatte 90 km yol alarak zaman boyutları arasında yolculuk etmesi mümkün değil.

Bu cümleler yetmez ona artık ve yeniden başlar sorgulamaya, boyutu ve zamanı.  

 

 

 

 

 

 

 

 Copyright © 2005  ZORBAFİKİR

hakları saklı değildir